Tohum Meselesi

Tohum konusu birçoğumuzun kafasını meşgul eden konulardan biri olarak dikkat çekiyor. GDO’lusu, hibriti, ata tohumu derken kafalar da haliyle çorba oluyor ve doğru bilginin hangisi olduğunu anlamak iyice zorlaşıyor. Gelin bu yazı ile kafa karışıklığını büyük oranda ortadan kaldırmaya çalışalım. 

Tohumları temelde 3 ana kategoride inceleyebiliriz; Doğal Tozlaşan tohumlar (Open Pollinated), Kontrollü Tozlaşan Tohumlar (Controlled Polinization) ve Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar (GMO Seeds)

İlk olarak Doğal Tozlaşan Tohumlar’dan başlayacak olursak, bu tohumlar adından da anlaşılacağı üzere böcekler, hava olayları veya bunlara benzer doğal yollarla tozlaşan bitkilerin tohumlarıdır. Organik tarımda da çok büyük oranda bu tohumlar kullanılır ve organik tarım yönetmeliğiyle de kullanımı, üretimi teşvik edilir. Genellikle konvansiyonel (endüstriyel) tarımda bu tohumlar tercih edilmezler. Çünkü hibrit rakiplerine göre genellikle daha dayanıksızdır ve verimleri rakiplerine göre düşüktür. Ancak çoğunlukla daha lezzetlidirler ve bu özellikleri ile bilinçli türeticilerin ilgi alanına girmektedirler. Tabi günümüzde konvansiyonel tarımda lezzetin neredeyse hiçbir önemi kalmadığından çiftçi için önemli olan minimum maliyetle, maksimum ürün elde edebilmek haline gelmiştir. Bu nedenle günümüzde bu çeşit tohumlar ticari değerlerini büyük oranda kaybetmişlerdir ve bir grup duyarlı insan tarafından çeşitler hayatta tutulmaya çalışılmaktadır. 

Doğal yollarla tozlaşan tohumları da kendi içerisinde Kendisiyle Tozlaşanlar ve Çapraz Tozlaşanlar olarak ikiye ayırabiliriz. Hem dişi, hem erkek üreme organlarına sahip (mısır, bezelye, ayçiçeği vb. gibi) bitkilerin doğal yollarla Kendisiyle Tozlaşarak oluşturdukları tohumlar, atalarının genetik haritasını en iyi şekilde yansıtırlar. Bu tohum çeşitleri halk arasında Atalık Tohum (Heirloom) olarak bilinen iki tohum çeşidinden biridir. Atalık tohum tanımını genellikle 50 yıldan uzun bir süredir aynı bölgede ekimi yapılan ve bu sayede bölgeye adapte olmuş tohumlar için kullanıyoruz. Diğer yandan Çapraz Tozlaşan bitkiler ise biyolojik çeşitliliğin en önemli kaynaklarından biridir ve günümüzde keyifle tükettiğimiz birçok meyve ve sebze türü bu şekilde evrimleşmiştir. Konuyu daha da derinlemesine anlamak için Çapraz Tozlaşan bitkileri de kendi arasında ikiye ayırmalıyız; Aynı Tür Arasında Tozlaşma ve Farklı Türler Arasında Tozlaşma.

Aynı Tür Arasında Tozlaşma doğada en sık karşılaştığımız tozlaşma çeşitlerinden biridir. Aynı zamanda ekolojik tarımda kendi tohumlarımızı üretirken çoğunlukla bu şekilde oluşan tohumları kullanmaktayız. Örneğin; benzer özelliklere sahip iki farklı biber bitkisinin, birbirleriyle tozlaşmaları ile oluşturdukları tohumlar büyük oranda atalarının genetik özelliklerini koruyacaktırlar. Bu nedenle bu şekilde oluşan tohumlara da Atalık Tohum demekteyiz. Çiftçi için üretimi oldukça zahmetli ve kontrolsüz olduğu için endüstriyel üretimde pek tercih edilmemektedir. Genellikle Organik Tarım ve hobi bahçeciliği yapanlar tarafından tercih edilir. Oysa bu şekilde tekrar tekrar aynı coğrafyada seçilerek yetiştirilen türler bölgeye en iyi uyumu gösterecekleri için harcanan emeğin karşılığını uzun dönemde verebilmektedirler. Ancak birçok çiftçinin ülkemiz şartları düşünüldüğünde uzun dönem sürdürülebilir planlar yapamamadığını, sadece günü kurtarmanın hesapları ile boğuşmakta olduğu görüyoruz. 

Doğal yollarla tozlaşan tohumlar başlığı altında değineceğimiz son kategori de Farklı Türler Arasında Tozlaşma’dır. Zamanla farklı türler haline gelmiş, ortak atadan gelen birbirine yakın türler arasında yaşanan bu çeşit tozlaşmalar sonucunda farklı bitki türleri evrimleşmektedir. Buna verebileceğimiz en iyi örneklerden birisi ise yabani lahanadan evrimleşen brokoli, karnabahar, brüksel lahanası vb. gibi yeni türlerdir. Türler arasındaki farklılık arttıkça bu iki tür arasında tozlaşma ihtimali ve tozlaşma sonucu oluşacak tohumun çoğaltılabilir olma ihtimali de azalmaktadır. Hayvanlar aleminden bilinen bir örnek verecek olursak; at ve eşek arasında yaşanan çiftleşme sonucu dünyaya gelen katır kısır bir türdür. Ancak bu melezler hem anne, hem de baba tarafının güçlü yönlerine sahiptir ve bu fenomen biyolojide Melez Gücü (Heterosis) olarak tanımlanmaktadır.

O zaman geçelim 2. ana başlığımız olan Kontrollü Tozlaşan Tohumlar’a. Bu tohum çeşitleri dünya tarım sektöründe en çok tercih edilen tohum çeşidi olarak dikkat çekmektedir. Günümüzde on binlerce çeşidi ticari olarak satılmaktadır. Bitkilerin kontrollü yetiştirme alanlarında, planlanarak istenen türler arasında tozlaşmaları için gerekli ortamın hazırlanmasıyla gerçekleştirilen bu tohum üretim modelinde doğal yollarla tozlaşan bitkilerin ürettiği tohumlara kıyasla çok daha verimli ve kesin sonuçlar alınmaktadır. Bu nedenle de kullanımı çok yaygındır. Bu tohum çeşidini kendi içerisinde Aynı Türle Tozlaştırılan (Standart) ve Farklı Türle Tozlaştırılan (Hybrid) olarak ikiye ayırabiliriz. 

Bitkinin kendi kendine veya aynı tür ile baştan sona kontrol altında tutulan bir ortamda tozlaştırılması yöntemiyle elde edilen tohumlara Standart Tohumlar diyoruz. Hibrit tohumlara kıyasla çok daha ekonomik olsalar da verim anlamında bir adım geride kalmaktadırlar. Bu tohumları atalık tohumlardan ayıran en önemli özellikleri endüstriyel yöntemlerle üretilmiş olmalarıdır. Yoksa genetik olarak bir farklılıkları bulunmamaktadır. Bu nedenle, sanılanın aksine, herhangi bir yerden satın alacağınız standart tohumlardan yetiştireceğiniz bitkilerden de kendi atalık tohumlarınızı üretmeniz mümkündür. 

Bitkilerin kontrollü ortamlarda farklı türler arasında tozlaştırılması ile elde edilen tohumlara ise Hibrit ya da Melez Tohumlar adını veriyoruz. Bu tohum çeşitleri halk arasında en yanlış bilinen tohumların başında geliyor ve sıklıkla GDO’lu tohumlar ile karıştırılmaktadır. Hibrit tohumlar genetiği laboratuvar ortamında bir müdahale ile değiştirilmiş değil, kontrollü ortamlarda birbirine yakın iki farklı türün tozlaştırılması ve seçilimi ile üretilmiş tohumlardır. Kesinlikle GDO’lu tohumlar ile karıştırılmamalıdırlar. Bu tohumlar ile üretilen bitkilerin insan sağlığına doğrudan biline bir zararı bulunmamaktadır. Çoğunlukla hibrit tohumların sağlıksız olarak nitelendirilmesinin nedeni, insan eliyle yapılan seçilim sonucunda ortaya çıkan bitkinin sahip olduğu besin maddeleri ve değerleri ile ilişkilidir. Örneğin çok uzun zamandır üretilen hibrit buğday tohum çeşitleri kontrollü seçilim yoluyla gluten oranları büyük oranda arttırılmış ve orjinal buğday türlerinden uzaklaşmıştır. Bu seviyede bir gluten miktarı da insan sağlığını doğrudan etkilemektedir. Oysa orjinal buğday tohumlarında gluten miktarı çok düşük seviyelerde, hatta bazılarında gluten hiç bulunmamakta ya da eser miktarda bulunmaktadır. Buna benzer örnekler tabi ki arttırılabilir. 

Hibrit tohumlardan yetiştirilen bitkilerden alınacak tohumlar belli bir standartı veya ticari değeri olmayan tohumlardır. Bu nedenle hibrit tohum kullanan bir çiftçi her seferinde yeniden tohum almak durumundadır ve tohumların maliyetleri standart tohumlara kıyasla çok daha yüksektir. Bu tohum çeşitlerinde arzu edilen özelliklerin başında dayanıklılık ve verim yer alır. Lezzet ise çoğu zaman dikkate alınan bir kriter değildir. Buna bağlı olarak yaşadığımız bu çağda sebze ve meyveler aynı fabrikadan çıkmış gibi birbirine benzemekte ve çoğu zaman lezzetten yoksun haldedirler. 

Ve son olarak geçelim Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar’a, yani nam-ı diğer GDO’lu tohumlara. GDO’lu tohumları kontrollü tozlaşan tohumlar başlığı altında da inceleyebilirdik ama kontrollü tozlaşma öncesi gerçekleştirilen genetik müdahale nedeniyle ayrı bir başlık altında incelemenin daha doğru olacağına inanıyorum. GDO’lu tohumlar az sayıda şirket tarafından üretilebilen, üretiminde genetik mühendisliğin kullanıldığı son nesil tohumlardır. Her ne kadar onlarca yıldır üretiliyor olsalar da haklarında bir genelleme yapmak pek de mümkün değildir. Çünkü her bir patentli tohum farklı genetik müdahaleler içermekte ve bu müdahalelerin de hem insan sağlığı, hem de doğa üzerindeki etkileri ayrı ayrı uzun yıllar boyunca incelenmelidir. Ancak pratikte süreç teoride gözüktüğünden çok daha kontrolsüz bir şekilde yaşanmakta ve GDO’lu tohumların ne gibi yan etkileri olabileceği tam olarak bilinememektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmaların bir kısmında endişe verici bazı sonuçlar tespit edilmiş olsa da ilaç firmaları ve lobi çalışmaları sayesinde her yıl çok daha fazla çiftçi GDO’lu tohumlara mahkum bırakılmaya devam etmektedir. Ülkemizde şu ana kadar yetiştirilmesine izin verilmeyen bu tohumlar, yetiştirildiği ülkelerde çiftçilere dayatılan ağır sözleşmeler nedeniyle bu çiftçileri bir nevi bu büyük şirketlerinin çalışanları haline gelmektedir. 

Organik tarım yapan bir çiftçi olarak, tarım sektörü ve Dünya’nın geleceği adına en büyük risklerden birinin GDO’lu tohumlar olduğuna inanıyorum. Sonu öngörülemez bu genetik müdahaleler çok büyük ekolojik felaketlere gebe olabileceği gibi, insan sağlığı üzerindeki uzun dönem etkileri de tam bir bilinmezdir. Ülkemizde GDO’lu tohumların yetiştirilmesi her ne kadar yasak olsa da GDO’lu tohum içeren hayvan yemlerinin ihracatı nedeniyle dolaylı olarak bu gıdalar sofralarımıza ulaşmaktadır. Buna ek olarak mısır yetiştiriciliğinde yoğun oranda kullanılan GDO’lu tohumlar, glikoz şurubu olarak da paketli ürünler içerisinde yerini alırlar. Genetik mühendislik her ne kadar heyecan verici bir teknoloji olsa da canlıların sofistike biyolojik yapılarını fazlasıyla basite indirgeyerek yapılan bu müdahaleler ekozincir üzerinde tamiri mümkün olmayan sonuçlar doğurabilme kapasiteleri hiçbir zaman hafife alınmamalıdır. 

Elimden geldiğince kısa bir şekilde özetlemeye çalışsam da oldukça uzun bir yazı oldu. Açıkçası çok basit bir açıklaması olmayan tohum konusunun iyi bir şekilde anlaşılabilmesi için çok fazla da kısaltmak istemedim. Sizin için anlaşılır ve aydınlatıcı bir yazı olmuş olmasını umuyorum. 

Burak Alsan

 

İletişime Geç